4 Haziran 2020 Perşembe

TEKNOLOJİ KARŞITLIĞI VE DİSTOPİK BİR DÜNYA MI SORUNSALI



Onur Dikmeci[1]

Tarihteki her gelişme ve destekleyici fikirler karşıt fikirleri doğurduğu gibi sanayi devrimi de kısa sürede karşıtlarını var etti. İngiltere’de 1811 yılından itibaren örgütlenmeye başlayan işçiler yeni makinalarla donatılan atölyelerin kendilerini işsiz bırakacaklarını tahmin ediyordu. Ancak Luddite mensupları yalnızca teori geliştirmediler ve bunu aktif reaksiyona dönüştürdüler. Kendi aralarında oluşturdukları kod sistemiyle küçük gruplara bölünerek birbirlerine yalnızca rakamlarla hitap ederlerken belirledikleri atölyeleri ve fabrikalara saldırarak tahrip etmeye başladılar. Ancak zamanın şartlarına uymayanların bu şartları tersine çevirmeleri olanaklı değildir. Endüstrileşme o denli kalıcı olma yolunda ilerliyordu ki bu eylemler kısa sürede bastırılarak Luddite üyeleri ya idam edildiler ya da sürüne gönderildiler.
Teknoloji ilerledikçe her toplumun muhafazakârları bu gelişmelere belirli oranlarda tepki göstermişlerdir. Üretim modellerinin gelişmesi istihdam olanaklarını geleneksel sektörlere daha fazla daraltacağı için gelişmeler bu bakımdan reddedilme olasılığına sahip olabilir. Ancak endüstri/teknoloji karşıtlığının devrim biçiminde devam ettirilmesi gerektiği reddiye alanına özgü özgün bir seçeneği var etmiştir. Amerikalı Matematik Doktoru Theodore Kaczynski, yazdığı Sanayi Toplumu ve Geleceği adlı manifestoda sanayi devrimi ve teknolojiyi büyük bir tehlike olarak tanımlamış ve mutlaka ortadan kaldırılması gerektiğini savunmuştur. 195.maddede:

‘’Devrim, uluslararası ve dünya çapında olmalıdır. Ülkeden ülkeye yayılma temelinde yürütülemez. Örneğin, ne zaman ABD’de teknolojik ilerlemenin ya da ekonomik büyümenin biraz kısıtlanması öne sürülse, insanlar histeri krizlerine tutulup, teknolojide geri kalırsak Japonların bizi geçeceğini söylüyorlar. Kutsal robotlar! Japonlar bizden daha çok araba satarsa, dünya yörüngesinden fırlar! (Milliyetçilik, teknolojinin en önemli destekçilerindendir.) Daha da mantıklısı, görece demokratik uluslar geri kalırken Çin, Vietnam ve Kuzey Kore gibi diktatörlükle yönetilen uluslar ilerlerse, sonunda diktatörlerin dünyaya hakim olacağı iddia edilebilir. Bu da endüstriyel sisteme mümkün olduğunca her yerde aynı zamanda saldırılmasının bir nedeni.’’

196.maddede ise ulusların yıkılmasının endüstriyel ulusları yıkıma götüreceğini belirtmiştir. Sanayi karşıtı bu tez ile ultra küresel tezler ulusların varlığına muhalefet noktasında birleşmişlerdir. Ancak ultra küresel tezler ulusların noktalanmalarını istikrar için gerekli görürlerken, Kaczynaski karşı devrim için lüzum addetmiştir:

‘’Devrimciler, dünya ekonomisini birbirine bağlayan anlaşmaları desteklemeyi düşünmelidirler. NAFTA veya GATT gibi serbest ticaret anlaşmaları kısa vadede doğaya zarar verebilir, ancak ülkelerarası ekonomik bağımlılığı güçlendirdiğinden uzun vadede yararlı olabilir. Güçlü bir ulusun yıkılmasının tüm endüstriyel ulusların yıkılmasına yol açacağı denli birleşik bir dünya ekonomisi oluşursa, sistemi dünya çapında yıkmak daha kolay olur.’’

204.Madde:
‘’Devrimciler, mümkün olduğu kadar çok çocuk sahibi olmalıdırlar. Sosyal tutumların önemli bir dereceye kadar kalıtsal olduğuna dair güçlü bilimsel kanıtlar vardır. Kimse, sosyal bir tutumun direk olarak insanının kalıtımsal yapısının bir sonucu olduğunu ileri sürmüyor, ama anlaşıldığı kadarıyla kişisel özellikler kısmen kalıtsaldır (soydan gelir) ve bu belli kişisel özellikler, toplumumuz içerisinde, kişinin şu ya da bu sosyal tutumu benimsemesinde etkili olmaktadır.’’

Bu manifesto bir teori seviyesinde kalmıştır ve farklı coğrafyalardan insanların veya bazı organizasyonların gelişmekte olan teknolojik seviyeleri fiili olarak engellemek istedikleri görülmemiştir. Ancak bu durumun istisnası dünyada 2020 yılında yaşanan Corona virüs salgını olmuştur. Virüsün yayılmasından birkaç ay sonra bazı ülkelerde 5G baz istasyonları protesto edilmeye başlanmıştır ve 5G sistemi tetikleyici olarak ilan edilmiştir. Öyle ki İsviçre’de istasyonların yasaklanması Amerika’da bazı eyaletlerde 5G istasyonlarının ateşe verilmeleri görülmüştür. İnsanlarda yayılmaya başlayan sağlıklı yaşama karşı feda edilebilecek teknoloji eğilimi, pek çok teknolojik gelişmenin komplo teorileriyle algılanmasına yol açmıştır. Bu tip gelişmeler ise 21. Yüzyılın Neo-Luddit Hareketi olarak görülebilir. Ancak geçmişte olduğu gibi köklü bir dönüşümün karşısında durabilmek neredeyse imkânsızdır. Her dönüşümün mutlak kötülük noktasına indirgenmesi de doğru değildir. Yaşanılan çağ kendi gereksinimlerine göre değerlendirilmelidir. Bu sebeple 5G dışında, insanların çip takılarak robotlaştırılacağı ve totaliter dijital bir diktatörlük kurulacağı yakın geleceğe ait distopik senaryolardan en popüleri haline gelmiştir. Bu senaryoları üretenler indirgemeci zihinlerini tutarsız teorilerine yansıtmış bulunmaktadırlar. Çipli insanlar ve bu insanları yönetenler olarak iki temel sınıf belirlendiğinde kimin hani sınıfa dahil olacağını günümüzün mevcut sınıf olgusu üzerinden değerlendirmek tatmin edici bir sonuç vermeyecektir çünkü medeniyet değişecekse sınıfların ve ideolojilerin de değişmesi beklenir.

İnsanların yerini alacak mekanik şeyler yaratma fikri, kadim Yunan ve Roma mitolojileri kadar eskidir. Örneğin, Metal Tanrısı (Yunanlılarda Hephaestus, Romalılar da Vulcan) altından yapılmış mekanik hizmetçilere ev sahipliği yapıyordu. Duruma göre yarattıklarını ölümlülere de veriyordu. Örneğin Girit Adası’nı koruyan devasa büyüklükteki heykel Talos, yakınına gelen herhangi bir gemiye kaya parçaları atıyordu. Eğer herhangi bir yabancı kıyıya varırsa Talos metal kollarını sıcak kızıl bir şekilde parlatıp, davetsiz misafire ölümcül bir hoş geldin sarılışı veriyordu. Talos ismi daha sonra Apple bilgisayarlarının işletim sistemine verildi ve aynı zamanda ABD Deniz Kuvvetleri gemilerinin ilk bilgisayar kontrollü füzeleri oldu. Bu mitler sadece hikaye değildirler, hem mucitler hem de gerçek dünya filozofları için ilham kaynağı oldular. Aslında Batı düşüncesinin kurucu filozoflarından Aristotale (M.Ö. 384-322), zamanında tamamıyla özgür bir dünyayı şöyle tasvir etmiştir: ‘’Eğer her alet emredildiğinde veya kendiliğinden uygun olduğu işi yaparsa…, çıraklara veya lordların kölelerine ihtiyaç kalmayacaktır.’’ Aynı şekilde antik zaman mühendisleri, genellikle bizim mümkün olacağını düşünmediğimiz ilerlemeleri yaptılar. M.Ö. 350’de Yunanlı matematikçi Tarentumlu Archytas, buharla uçan metalden bir ‘’güvercin’’ yaptı. Bunun yanı sıra dünyanın ilk model uçağını yaparak Archytas, ilk uçuş çalışmalarını gerçekleştirdi. Belki de en etkileyici olan ‘’Antikythera bilisyaraıdır.’’ M.S. 1900’de Yunanlı bir sünger avcısı, M.Ö. 100 civarında Girit yakınında Antikythera Adası’nda batmış olan Antik Yunanistan gemisi enkazını bulmuştur. Enkazda laptop büyüklüğünde küçük bir kutu bulunmuştur. Tarih girildiğinden güneş, ay ve diğer gezegenlerin pozisyonlarını hesaplayan 37 tane dişli çarkı vardı. Bilinen ilk mekanik analog bilgisayar olduğundan övgüye değerdir.[2]
Çok tanrılı dinden tek tanrılı dine geçişte kalabalık ushabti ordusu tek bir goleme dönüşür modaya uyup. Talmud’da sözü edilen, ama Yahudi folkloruna esas olarak Ortaçağ’da karışan Golem de ushabti’ler gibi aslen kilden yapılmadır, ama o bir hizmetçiden, köleden çok, tek başına bir süper kahramandır. Bir tılsımla harekete geçecek, Yahudi halkını koruyacak ve işi bittiğinde tılsımla tekrar heykele dönüşecektir. Ushabti’lerden, golemden, büyülü güçlerden başka sarılacak dal bulamayan ezilenlerin, ölesiye çalıştırılanların dünyasından çıkagelir robotlar – ilk kez Karel Capek’in R.U.R. adlı oyununda kullanılan kelime de, Nişanyan Sözlük’e göre eski Slavca ‘’angarya, mecburi hizmet, köle emeği’’ gibi anlamları olan robota kelimesinden türemiştir.[3]
Köle ve süper kahraman arasında gidip gelen robot tanımı günümüzde bazı tezlerde insanı ortadan kaldıracak ırk olarak ileri sürülmektedir. Aslında her tez tartışılmalıdır ve bilimkurgu, bilimi de kurgulayanların ufuklarını açıcı bir enstrümandır. Fakat makine-insan-üretim uyumu ve çatışmalarının ortaya koyulmaları güncel bir uğraş değildir ve geçmişten beri yapılmaktadır. Sanayi sonrası toplum karakterini inceleyen Daniel Bell, bu konularla ilgili eserini yarım asır evvel oluşturmuştu.
Sanayi sonrası toplumun merkezini oluşturan Beyaz Yakalılar, profesyonel, eğitimli ve donanımlı yapılarıyla bu yeni toplumun ihtiyacını karşılayabilecek niteliktedir. Üniversitelerin, meslek örgütlerinin ve diğer tüzel kişiliklerin de etkin olduğu karar verme biçimi oluşturulmuştur ve mühendisler ile bilim insanları kilit grubu oluşturmaktadır. Liyakatın ve yüz yüze istihdamın görüldüğü sanayi sonrası toplumun bazı özellikleri de vurgulanmıştır:
-          Refah artışının sürdürülmesi
-          Hizmet sektörünün oldukça gelişmesi
-          Üretim randımanının yükselmesi
-          Robotik fabrikalar sebebiyle daha az sayıda insanın sanayide istihdam edilmesi.

Daniel Bell, 1960 ve 1973 yılında oluşturduğu eserlerde politik fütürist tutarlı bir bakış açısını yansıtmıştır. Ancak Bell’in öngördüğü Sanayi sonrası toplum düzeni de hızlı bir değişim sürecine girmiştir. Özellikle liberal kapitalist bazı politikaların yanlış uygulanmaları ve göç hareketleri sosyal devlet mekanizmalarını küçülttü ve toplumları genel olarak memnun eden bir sistem kurulamadı. Otomasyon üretim gerçekleşti ancak üretim ve tedarik zincirinde insanın rolü tamamen son bulmadığı gibi büyük şehirlerde daha fazla saat çalışmaya başladı. Orta sınıf kavramının eridiği bu düzeni topyekün distopya olarak adlandıramayız çünkü teknoloji-bilişim araçlarının hızlı gelişimi yeni iş sahalarını doğurdu, dünyaya ulaşma ve entegreyi kolaylaştırdı, yeni ideolojik akımların tartışılmasına yol açtı. Bu süreçte yapılan tartışmalarda Dördüncü Sanayi Devrimi kavramı da üretim-toplum-yaşam biçimlerini değiştirecek modeli öngörmüştür.
Endüstri 4.0 ya da 4. Sanayi Devrimi, birçok çağdaş otomasyon sistemini, veri alışverişlerini ve üretim teknolojilerini içeren kollektif bir terimdir. Bu devrim nesnelerin interneti, internetin hizmetleri ve siber-fiziksel sistemlerden oluşan bir değerler bütünüdür. Aynı zamanda bu yapı akıllı fabrika sisteminin oluşmasında büyük rol oynar. Bu devrim, üretim ortamında her bir verinin toplanmasına ve iyi bir şekilde izlenip analiz edilmesine olanak sağlayacağı için daha verimli iş modelleri ortaya çıkacaktır. Endistri 4.0 ise altı temel prensibe dayanmaktadır:
1) Karşılıklı Çalışabilirlik: Siber fiziksel sistemlerin yeteneği ile (örn. iş parçası taşıyıcıları, montaj istasyonları ve ürünleri) nesnelerin interneti ve hizmetlerin interneti üzerinden insanların ve akıllı fabrikaların birbirleriyle iletişim kurmasını içerir.
2) Sanallaştırma: Bu yapı akıllı fabrikaların sanal bir kopyasıdır. Sistem, sensör verilerinin sanal tesis ve simülasyon modelleri ile bağlanmasıyla oluşur.
3) Özerk Yönetim: Siber-Fiziksel sistemlerin akıllı fabrikalar içinde kendi kararlarını kendi verme yeteneğidir.
4) Gerçek-Zamanlı Yeteneği: Verileri toplama ve analiz etme yeteneğidir. Bu yapı anlayışın hızlıca yapılmasını sağlar.
5) Hizmet Oryantasyonu: Hizmetlerin interneti üzerinden siber-fiziksel sistemler, insanlar ve akıllı fabrika servisleri sunulmaktadır.
6) Modülerlik: Bireysel modüllerin değişen gereklilikleri için akıllı fabrikalara esnek adaptasyon sistemi sağlar.[4]

Üretimin özerkleşmesi ve neredeyse mükemmelleşmesi, sermaye sahiplerinin arzu edecekleri bir gelişmedir. Ancak dijital geleceğin yalnızca üretimi kolaylaştırmayla sınırlı olduğunu düşünemeyiz. Klasik kapitalist sistemde üreticiler aynı zamanda tüketicilerdir. Üretim ve hizmette insan unsurunun azalmasıyla beraber atıl duruma düşebilecek insanlar evrensel temel gelir uygulamasında faydalanabilirler. Fakat bunun için üstel bir otoriteye gereksinim vardır. Distopik tezler bu noktada devreye girerler insanın; klasik üretim-tüketim zincirinden soyutlanmasından sonra misyonu devam edemeyeceği için yaşamını noktalayacağını belirtmek isterler. Ancak bilimi dijital kölelik için kullananlar olduğu gibi insan-teknoloji entegresiyle yeni yaşam biçimi yaratabilmek için kullananlar da olacaktır ve bu grubun sayısı azımsanamayacak kadar fazladır.
Nasıl ki ütopik bir dünyanın varlığını kesin olarak ortaya koyamazsak distopik bir gelecek için de kaygılanmaya lüzum yoktur. Çünkü geleceğin ne yönde şekilleneceğine hemen herkes kendince katkı yapacaktır. Distopik bir geleceği şart koşanların temel korkuları geleceğin dayanılmaz cazibesine kapılacak insanların kendiliğinden bu sürece adapte olmak isteyecekleridir. Böylesine bir süreç ise kölelik olarak kabul edilemez.



[1] Türkiye Algı Merkezi, Politik Fütürist
[2] P.W.Singer, çev. Murat Erdemir ve Tüba Erem Erdemir, Robotik Savaş 21.Yüzyıldaki Robotik Devrim, 1.Baskı, Ankara, Buzdağı Yayınevi, Eylül 2015, s.60-61
[3] Mustafa Arslantunalı, Teknopolis, 1.Baskı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2019, s.306
[4] https://www.endustri40.com/endustri-tarihine-kisa-bir-yolculuk/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme