5 Haziran 2020 Cuma

GENEL HATLARIYLA MİLİTARİZM KAVRAMI VE TÜRKİYE’NİN MİLİTARİST GELENEĞİ



Militarizm, askeri değer ve uygulamaların sivil hayattaki uzantısı olmasının ötesinde, savaş-barış, asker-sivil arasındaki sınırların silinmesi ve flulaşması anlamına gelmektedir.[1] Militarizmden ‘’askerin önemli olduğu bir rejim’’ anlamak pek doğru bir şey değildir. Her toplum için, her zaman, ‘’asker, önemlidir.’’ ‘’Militarizm’’, bütün toplumun askerin ilkeleri, kuralları, değerleri ve ideallerine göre yeniden örgütlenmesidir. Kuruluş yıllarının egemen ruh hali bu değildi. Tarih, medeniyet gibi alanlarda yapılan çalışmalarla ‘’yeni bir ulus yaratma çabası’’ önde geliyordu. Ama bu yapının ayakta durmasını, devam etmesini, fiziksel varlığıyla sağlayan Ordu’ydu.[2] Ulus devlet süreçleri ve ulusal ordulara geçiş süreçleriyle militarizmin arasında bağ vardır çünkü modern devlet öncesi dönemde kalabalık ordular ve halkın silahlandırılması İmparatorlar için bir tehdit teşkil etmekteydi. Ancak bu durumun istisnaları mevcuttur. Bu istisnalardan bir tanesi Spartalılardır. Sparta şehir devletinde her erkek gençliğinden neredeyse ölene kadar asker sayılır, askerliğe manisi bulunanların ise yaşamalarına olanak tanınmaz ve öldürülürlerdi. Toplumun askerleştiği bu devlet ordu devleti olarak tanımlanır ve bu model geniş olarak Roma İmparatorluğu tarafından da uygulanmıştır. Sonraki asırlarda ojeni kavramını siyasi ideolojisi haline getiren Naziler, Sparta’nın karakterini örnek almış ve ‘’Sparta bizim ilham kaynağımızdır’’[3] görüşünü kutsal kaide olarak belirlemişlerdir. Modernite öncesi dönemde asker millet olarak yaşantısını sürdüren ikinci istisna ise Türklerdir. Türkler, Orta Asya koşullarında kalabalık komşu haklara karşı her daim, hareket halinde olan ve eli kılıç tutmak zorunda olan bir milletti. Bu sebeple Türklerde de neredeyse herkes asker kabul edilir, askerlikten korkmak ya da kaçmak ayıp sayılırdı. Batı’ya doğru öçle birlikte kurulan en büyük Türk İmparatorluğu olan Osmanlı Devleti’nde de Başkent İstanbul’da 15.000 kadar Yeniçeri askeri bulunmaktaydı ve savaş dışında asker ile bütünleşmiş bir toplum yapısı görülmemekteydi. Fransız İhtilâli’nin teme sloganlarından olan eşitlik ilkesi gereği herkesin askere alınması vaad edilmiş ve artık yurttaş tipi ordulara geçilmeye başlanmıştır. Militarizm ile ulus öncelikli kuram realizm arasında olduğu gibi liberalizm ve marksizim ile de dönemsel bir bağa sahiptir. Liberaller genel olarak devletin adalet ve güvenlik sahaları dışında her sektörden çekilmesini öne sürerler. Ancak liberal tahayyül ordunun varlığını sorulamamakta hatta ordunun varlığı dış tehditler için gerekli bile görülmektedir. Liberal görüş ordunun varlığından ziyade siyaset ve toplum ile ilişkisi ile ilgilidir ve bu ilişki biçimi nedenli kesişimden uzaksa o denli ideal bir toplum düzeni oluşturulur. Ancak liberalizmin Türkiye’de bazı çevrelerce farklı yorumlanması ordunun bizatihi kendisini ve ontolojik omurgasını da tartışmaya açmaktadır. Buna göre darbe geleneğinden gelen bir ordunun bu alışkanlıktan vaz geçmesi neredeyse mümkün değildir. Ayrıca OYAK ve Milli Güvenlik Kurulu gibi mercilerin varlıklarını sürdürmeleri de ordu-siyaset ittifakıyla dönüşen ordunun siyasetin tahakkümü altına girmesi olarak yorumlanır ve bu evreden sonra siyasetin ve siyasi söylemlerin de militarize olduğu öne sürülür. Bu yeni liberal ideal mümkünse yeni baştan oluşturulacak ve çok küçük hacimli olmakla birlikte sembolik anlamdan öteye gidemeyecek bir ordunun varlığıyla ilgilenirler. Sembolik ordu ifadesi yalnızca asker sayısı değil askeri bütçenin de kısıtlanmasını ifade etmektedir.
Marksistlere göre ise sosyalist devrimin kazanımlarının korunmasında orduya meşru ve kritik bir rol düşer. Ordu, militarzim bağlamı dışında, emperyalist saldırılara karşı devrimi koruyacak bir güç olarak düşünülür[4] ve Vladimir Lenin bile yazdığı Savaş ve Sosyalizm adlı kitapta Fransız Devrimi gibi olayları feodal düzene başkaldırı olarak tanımlar ve ilerici savaş olarak değerlendirir. Bazı Marksist hareketler ordu ile sermayenin ilişkisine vurgu yaparak burjuva diktatörlüğü aparatı olarak konumladıkları militarist tanıma karşın Latin Amerika başta olmak üzere pek çok sosyalist ya da Marksist gerilla ya da terör örgütleri son derece askeri kavramları kullanmaktadırlar. Bu örgütlerin mensupları üniforma benzeri giysileri kullanırlar, düzenli ordulara ait bazı hiyeraşik kavramları kullanırlar ancak en önemlisi de hedef kitlelerini potansiyel bir savaşçı olarak kabul etmeleridir. Bu kabul de kitleleri tarafından zaten sorgulanmaz ve bu hareketlerin başarılı olması durumunda kurulacak siyasi yapı askeri demokrasi veya askeri diktatörlükten başka bir şey değildir. Militarizmin alt kavramları arasında ise militarist davranış, militarist zihniyet ve yapısal militarizm bulunmaktadır.[5] Burada davranış otoriteye ait eylemi ifade etmektedir ve bu eylemin sınırları şiddetin meşruluğuna dönüştüğü takdirde militarist zihniyete dönüşmektedir. Devletlerin meşru şiddet tekeli ise yapısal militarizmin iç boyutunu oluştururken özellikle günümüzde askeri diplomasinin gelişmesi, insani müdahalelerin askerileşmeleri, askeri anlaşmalarve ticaretler de uluslararası boyutunu oluşturmaktadır.
Toplumun biçimlendirilmesinde ordu-millet kavramı önem taşır. Bu kavramı pratikte hayata geçiren Napoeleon Bonaparte olsa da, ideolojisini yapan ve uzun zamana yayılan bir pratikle toplumu şekillendiren deneyim Prusya deneyimidir.[6] Prusya’nın 1870 yılında siyasi birliğini tamamlamasıyla birlikte ordu, toplumun parçası hatta kendisi olarak kabul edilmiştir. Bu anlayış ise Prusyalı subay Colmor von der Goltz’un yazdığı Das Volk in Waffen’de kuram haline gelmiştir. Savaş kavramı yalnızca ordulara arasında olmadığı görüşüyle beraber toplumun asker kabul edilmesi ve topyekün savunma modelinin uygulanması öngörülmüştür.
O dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşadığı 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı tarihteki adıyla 93 harbi yenilgisi ile bir asırdan fazla süredir devam eden yenileşme ve modernleşme teşebbüslerini hızlandırmıştır ve dönemin Padişahı II.Abdülhamid, Prusya askeri heyetini davetiyle ordunun Prusya ekolü nezdinde topyekün dönüşmesinin yolu açılmıştır. Bu dönüşüm ise yalnızca ordunun sevk ve idaresine yansımayacak, Alman ordu kültürünün özelliği gereği ile Ordu-Millet uygulaması benimsenecektir. Asker millet kavramı Türklerin tarihi olarak yabancı olmadıkları bir yaşam biçimini ifade eder burada ki küçük fark kurumsal teşebbüslerle ordu-millet anlayışının benimsetilmesi ve kimi zaman askeri zümreyi insanı vasıflar yönünden üstün tutan anlayışın meşruiyet kazanmasıdır. Cumhuriyet dönemindeki askeri darbelerin analizleri tek bir ideoloji doğrultusunda ve Kemalizm özelinde incelenmeleri bu sebeple taraflı ve yalın bir çalışmayı ortaya koymaktadır. Osmanlı Devleti döneminde darbe meşruiyet aracı olarak genel olarak ‘’şeriatı kollamak’’ kavramı öne sürülmüş ve askeri zümre ile en azından ulema aralarında ilişki desteği sağlanmaya çalışılmıştır. Öne sürülen gerekçeler çok kolay değişebilir ancak zihniyetin beslendiği kaynak aynıdır. Bu kaynağı yalnızca Prusya modeli çerçevesinde tanımlamak doğru olmaz çünkü sonraki yıllarda ordunun üzerinde Amerikan ekolü hakim olmaya başlamıştır. Yabancı askeri misyonların Türkiye’de orduya biçmek istedikleri ayrıcalıklı konum ile Türkiye’nin tarihi olarak sınıfsız ancak ordu temelli yapısının bileşimi militarist kavramları desteklemiş askeri müdahale olsun veya olmasın asker-siyaset, asker-toplum kulvarları aralarındaki duvarları ortadan kaldırarak askeri siyaset ve askeri toplum zihniyetinin doğmasına sebebiyet vermiştir.


[1] Laura Sjoberg ve Sandra Via, İntroduction Gender War and Militarism: Feminist Perspectives, Laura Sjoberg ve Sandra Via, Santa Barbara (ed.), Oxford, 2010, s.7
[2] Murat Belge, Askerin Önemini Öğretmek ya da Türkiye’de Türkiye’de Profesyonel Ordunun İmkânsızlığı Üzerine, Nurseli Yeşim Sünbüloğlu (der.), Erkek Millet Asker Millet Türkiye’de Militarizm Milliyetçilik Erkek(lik)ler, 1.Baskı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2013, s.183
[3] Alvin H. Bernstein, Soviet Defence Spending: The Spartan Analogy, CA, The Rand Corporation, 1989, s.1
[4] Güven Gürkan Öztan, Türkiye’de Militarizm, 1.Baskı, İstanbul, Ayrıntı Yayınları, Kasım 2018, s.25
[5] K. Skjelsbaek, Militarism Its Dimensions and Corollaries: An Attempt at Conceptual Clarification, Journal of Peace Research, 1979, s.219

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme