israil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
israil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2020 Cumartesi

SİYONİST VE EVANJELİS STRATEJİLERDE MESİH SİYASETİ




Mesih yani kurtarıcı çok geniş bir coğrafyada pekçok kültürde yer alır. Klanlar ve yönetimler genellikle buhranlı zamanlardan geçerlerken ''Kutsal Kurtarıcı'' beklenmiştir.
Sami halkına mensup Sargon bir savaştan yenik düşen kralına darbe düzenlemiş Kiş şehrini ele geçirerek bölgeye Akadçayı hakim kılmıştır. Efsanelere konu olan Argon Akadlar için bir kurtarıcıdır.
Akadları fetheden, Babil'in Mezopotamya'da hegemonyasını sağlayan Kral Hammurabi'de tanrılaştırılan bir liderdir. Güneş Tanrısı Samaş'ın oğlu ilan edilerek ilahi bir mertebeye yükseltilmiştir.
Paganist Antik Mısır'da Tanrı Ra'nın bir kurtarıcı göndereceğine inanılırdı. Beklenen mehdi öncesi bazı alametlerin olması kehanet edilmiştir. Buna göre Nil Nehri kuruyacak ülke bedeviler tarafından istila edilecek herkes birbiriyle çarpışacaktır. Güneş'in kendisini göstermesi bile günlük küçük bir zaman dilimine sığacaktır. Ameni, bozulan düzeni iyileştirecek, onun döneminde Nil yeniden yükselecek, Güneş parlayacak, refah ve mutluluk hakim olacaktır. Yukarı Memphis, Ameni tarafından başkent seçilecek ve idare buradan sağlanacaktır.
Zerdüştler, babasız olarak Zerdüşt'ün soyundan kurtarıcılarının gelmesini beklerler. Saoştayn bin yıllık bir mücadeleyle büyük yıkımın ardından kötülüğe galip gelerek Tanrı Ahura Mazda'nın adaletini hakim kılacaktır. Saoştayn bu hakimiyeti baş şeytan Ehriman'ı yok ederek sağlar.
Manihaizm'in kurucusu Mani Sasaniler tarafından öldürüldüğünde, Maniciler yeniden geleceğine inanmışlardır.
Hint öğretisi Şambala'da doğacak Kalki'nin Mesih olduğuna inanırlar. Mesih gelmeden evvel ise dünyaya kötülük hakim olacaktır. Kali Yuga bin yıl boyunca zulmedecek ülkeyi yabancılar istila edecek ve başka dinler hakim olacaktır. Tabiat ve düzen bozulacak kıtlık başgösterecektir. Kalki ile kötülük yenilecek ve ilahi hakimiyet tecelli edecektir. Bin yıllık hakimiyetin ardından Kalki Ganj kenraındaki bir ormanda inzivaya çekilecek ve oradan gökyüzüne yükselecektir.
Bahsettiğimiz kültürlerin hakim oldukları coğrafik dilimden çok farklı bir parça olan Güney Amerika bölgesinin inanç sistemini incelediğimizde Azteklerde Quetzalcoatl adlı tüylü bir yılanın beklendiği karşımıza çıkmaktadır. Bu yılan aynı zamanda bir tanrıdır. Şu an için gökyüzünde bulunmaktadır ve ileride Azteklerin kutsal şehiri Tolan'a dönecek burayı refaha kavuşturacaktır.

Yahudilerin Mesihleri Kral Davud soyundan İsrail'i kurtaran ve yöneten Tanrı Krallığını kuracak seçilmiştir. Buna göre beklenen Mesih geldiğinde Yahudiler için bütün dünyada süren bir egemenlik başlayacaktır. Bu mutlak egemenlik farklı dinlerden ve ırklardan ulusların imha edilmesini gerektirecektir.

Aslında Yahudilerdeki Mesih beklentisi Babil sürgünü sırasında Ezra tarafından yazılmış Tevrat ile başlamaktadır. Yahudiler Pers Kralı Kirus'un Babil Kralı Nebukadzender'i yenilgiye uğratmasıyla beraber özgürlüklerini kazanmışlardır. Bunun için o dönem bazı Yahudiler Kirus'u bile Mesih olarak görmüşlerdir. Mesih Kavramının kurumsallaşması ve bunun Yahudi şeriatının ayrılmaz parçası haline getirilmesi daha yakın döneme dayanır.
Saadia Gaon, 882 – 942 yılları arasında Mısır'da yaşamış Yahudi Tanrı bilimcidir.
Saadia Gaon, öğretilerini Kutsal kitaba dayandıran Karaim Mezhebi’ne karşı çıkmış ve Yahudi felsefesinde “hahamcılık” denilen doktrini geliştirmiştir.

Saadia Gaon’un ortaya attığı 8 madde, Yahudilikte iman esasları içine girmiştir. Bu maddeler şu şekildedir:
1)      Âlem sonradan yaratılmadır. (Hâdistir)
2)      Allah tek olup cismi yoktur.
3)      Vahye iman, Yahudi an’anesini de içine almak üzere şarttır. 
4)      İnsan muttaki olmaya, ruhen ve bedenen bütün günahları işlemekten sakınmaya     davet olunmuştur.
5)      Mükâfat ve ceza haktır.
6)      Ruh saf ve temiz yaratılmıştır, ölüm anında cesedi terk eder.
7)      Yeniden dirilmek haktır.
8)      Mesih’e intizar, hesap ve nihai hüküm haktır.


Davud'un soyundan gelecek Mesih İsrailoğullarını esaretten kurtaracak ve Kudüs'ü temizleyecektir.


Endülüslü İbn Meymun tarafından yazılan Tevrat tefsirine göre ise Yeni Dünya Düzeni'nin ilanı Mesih'in gelmesiyle kurulacaktır. Oluşturduğu onüç maddelik Yahudi Amentüsü, Yahudi Teolojisi'nin üzerinde çok önemli etkilerde bulunmuştur:

Mükemmel ve eksiksiz olan Tanrı, diğer yaratılanların var olmasına sebep olandır.  Tanrı’nın tekliği diğer varlıkların tekliğine benzemez.
Tanrı’nın bedeni yoktur, insan biçiminde düşünülemez, hiçbir şekilde tasvir edilemez.  Tanrı sonsuzdur.
Dua edilecek ve itaat edilecek tek varlık Tanrı’dır.
Peygamberlerin bütün sözleri doğrudur.
Musa, bütün peygamberlerin arasında en büyüktür.
Elimizde olan Tora, Tanrı tarafından Musa’ya verilen Tora’nın aynıdır ve değiştirilmemiştir. 
Tora, ilahi bir dindir ve değiştirilemez.
Tanrı, kullarının bütün hareket ve düşüncelerini bilir.
Tanrı, Tora buyruklarına uyanları mükâfatlandırır, uymayanları cezalandırır.
Mesih kesin olarak gelecektir, gecikse dahi, geleceğini her gün beklemekte ısrar ediyorum. Ruh ölümsüzdür ve Tanrı istediği zaman ölüleri hayata kavuşturacaktır.

Meymun bu esaslardan birini bile kabul etmeyen bir Yahudi'nin şirke düşeceğini ve Yahudi cemaatinden çıkacağını belirtmiştir.

Ayrıca Meymun tefsirinde Mesih ve iman ilişkisini şu şekilde açıklar:

''Mesih'e inanmayan hatta onun gelişini sabırsızlıkla beklemeyen kimse, sadece resullerin haberlerini değil, bütün Tevrat'ı da inkâr etmiş olur.''

Mesihi inancı izah ederken amacımız bu kavramın antik paganizmden esinlenilme ya da bu yönde bir hükmün olduğunu veya olmadığını çürütmek değildi. Çünkü her birey ve grubun inancı kendince değerli ve geçerlidir. Burada şunu göstermek istedik nasıl ki, kıyamet savaşı, Işığın Çocukları Makamı, Gökyüzünden gelen yol göstericiler klan kültürlerine göre farklı yorumlanıyorlarsa da bir bütünlük içerisinde on binlerce yıldır tarih dahilinde yer buluyorsa kurtarıcı kavramı da aynı kompozisyonda değerlendirilebilir.

Evanjelislerin bekledikleri Mesih ise bizzat İsa Peygamber'in kendisidir. Evanjelislere göre İsa ölmemiş göğe yükselmiştir. İkinci gelişini yalnızca Evanjelis olanlar görecekler ve büyük yıkım savaşında zarar görmemeleri için göğe yükseltileceklerdir. Üçüncü gelişinde ise kıyamet savaşı yaşanacak ardından mutlak aydınlık zaferini ilan edecektir. Görüldüğü gibi Yahudiler ve Evanjelislerin imanı manada çok büyük farklılıkları vardır. Ancak iki kültürde de Mesih'in gelişini sağlayacak ya da hızlandıracak bazı faktörler ortaktır.


1)      Yahudilerin Filistin’e dönmeleri. Popüler tezler Almanya’da Adolf Hitler döneminde uygulanan ve ırkçı tonlar içeren nasyonal sosyalist milliyetçiliğin ilk başta Yahudileri hedef aldığını işlemektedir. Bu durum doğrudur ancak Nazi katliamından kaçan Yahudilerin kitleler halinde İsrail’e yerleşmeleri söz konusu olmamıştır ve bu yönde geçerli kayıtlar bulunmamaktadır. Ekseriyeti Rusya üzerinden göçen Yahudilerin lobilerin de desteğini alarak 14 Mayıs 1948 yılında kurdukları İsrail ile bu beklenti gerçekleşmiş olmuştur.
2)      Büyük İsrail’in kurulması. Bu durumda İsrail-Arap savaşlarıyla topraklarını genişletme kalmayacak günümüzün, Suriye-Irak-İran ve neredeyse Karadeniz’e kadar uzanan Türkiye topraklarını da ele geçirmek suretiyle Eski Ahit’te vad edilen, ‘Nil ve Fırat’ arası topraklar İsrailoğullarına bahşedilmiş olacaktır. Ancak bu noktada bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır.
a)      Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra dünyada rakipsiz kalan ABD özellikle Irak’ta başlattığı Çöl Fırtınası operasyonu ve Balkanlara bütün dünyanın seyrettiği ortamda uygulamaya koyduğu istikrar operasyonu ile süper güç olduğunu ilan etmiştir. Fakat çok kısa bir süre sonra Rusya’nın toparlanması, Çin’in ekonomik olarak yükselmesi, Türkiye’nin bölgesel olmasa bile iddialı politikalar öne sürmesi en elverişli ortamda ABD’nin bile sahip olamadığı imkânlara, İsrail’in nasıl sahip olabileceğini düşündürmektedir. Irak ve Suriye iç savaşlarında bile henüz istenilen netice alınamamışken İran ve Türkiye’nin, vad edilmiş coğrafya bağlamında işgal edilmeleri 50 senelik bir süreci alabilir. Çünkü iç savaşlar ortalama 10-15 yıl sürmektedirler. Bu kadar uzun süre beklemek Mesihçi kitlelerin motivelerini kırar.
b)      İsrail ülkeleri parçalama stratejisinden bir müddet evvel vaz geçmiştir. Türk ve İsrailli yetkililerin daha 1994 yılında gerçekleştirdikleri görüşmede İsrailli yetkililer ‘’Irak’ın parçalanması bölgede yayılmacı bir amaç güden İran’ın önünü açar’’[1] biçiminde ifade etmişlerdi.
3)      Tüm dünyaya İncil’in vaaz edilmesi. Gelişen teknolojik olanaklar sayesinde zaten bu durum oldukça kolaylamıştır. Öncelikle evanjelisler basın ve eğitim organlarında güçlenmişlerdir. 1965-1983 arasında Evanjelik okullarda kayıt altı kat arttı ve okulların sayısı on bine yükseldi. Yüz bin kadar çocuk ise evde eğitim gördü. Bu dönemde üniversiteler, hastaneler ve hatta eğlence merkezleri kuruldu. Bunlar arasında CBN Üniversitesi, Liberty Üniversitesi, City of Faith Hospital ve bir eğlence merkezi olan Heritage USA bulunmaktaydı.[2] Irak işgalinden sonra yaklaşık 2 bin misyoner, Irak işgalinden sonra bu ülkeye gönderilmiştir. Bu yoğun çabanın nedeni İsa Mesih’in yeryüzüne dönüşü için zemin hazırlamaktır. Bush’un da Evanjelist olduğunu hatırlatmak gerekir.[3] Bu çabalar vaazı her cepheye yayma gayreti olarak karşımıza çıkmaktadır.
4)      Son olarak ise Tapınağın inşasıdır.


Bu faktörlerden Süleyman Tapınağı'nın inşası dışındakilerin tamamı gerçekleştirilmiştir. Günümüzde tapınağın yerinde bulunan Mescidi Aksa'nın yıkılıp tapınağın inşası düşünülmektedir. Aslında Göksel Mabed şu anda mevcuttur ve gözlerin göremediği şekilde gökyüzündeki yerindedir. Tam izdüşümüne yapının kendisi fiziki olarak inşa edilecek ardından ruhani Mabed'in uyanışı başlayacaktır. Pekçok paganik öğretide görülen ''kutsal üçleme'' burada da karşımıza çıkmaktadır. Kudüs üçlemesi aslında Mısır paganizminde yer olan Nil üçlemesine oldukça benzemektedir. Nil'de fiziki varlığının yanında gökten beslenen ve yer altı dünyasına kadar giden bir üçlemenin simgesidir. 

Süleyman Tapınağının inşa edildiğini farz edersek mabed merkezli Büyük İsrail Devleti'nin kurulmuş olması da gerekiyor ki öğreti bir bütün olarak yaşatılabilsin. Bu planın ikinci aşamasının da gerçekleştiği olasılığını dahil ettiğimizde dünya egemenliği, yeni dünya, yeni insan, yeni hayat kavramları büyümüşte olsa belirli sınırlara hapsedilmiş bir İsrail'den ibaret mi? Sorusunu sormamız gerekiyor. Modern Siyonist ve Evanjelis akımlarını kurgulayan Anglosakson aklı için bundan iki asır evvelki plan oldukça ileri olabilir ancak günümüz dünyası ve dünyanın geçireceği değişim açısından alt segmentasyona ait bir üründür. Burada ya Anglosakson aklı hata yapmıştır, ya da oyalama stratejisi esas gayenin tatbiki için ideal bir yöntemdir.

Hiçbir mantık dünyada Yahudilerden başka ırk kalmayınca Yahudilerin kimlere hükmedeceğini açıklayamaz? Yine hiçbir mantık Mesih İsa'ya iman eden pek çok elit Evanjelisin, tamamen Tanrı tanımaz ya da deist öğretiyi temel alan başka cemiyetlerede mensup olmalarını açıklayamaz.

Burada ana konu Mesih’e iman ya da red değildir. Bu konuda mutabık kalınan bir görüş yoktur. Ancak bu süreç siyasi ve ekonomik olarak gittikçe provoke edilecektir. Dünya siyaseti ve dönüşümü, İsrail ve Kudüs hattına sığdırılamayacak kadar büyük bir olayı kapsar. Ancak yeni dünya savaşının bir damarı da teolojik kulvarı kapsayacaktır ve Mesih gelse de gelmese de yeni savaşın içerisinde ki bazı muharebeler ‘’Mesih Harbi’’ olarak adlandırılacaktır.


[1] Nezih Tavlaş, Türk-İsrail Güvenlik ve İstihbarat İlişkileri, Avrasya Dosyası, 1994, Sayı: 3
[2] H.Şule Albayrak, Tarihi ve Sosyal Bir Realite Olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde Gelişen Protestan Fundamentalizm, s.3
[3] Mete Yarar ve Ceyhun Bozkurt, Mesih Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak, Destek Yayınları, s.110

17 Ocak 2020 Cuma

ORTADOĞU'DA YENİ BİR REFERANS: TÜRKİYE - TEL AVİV'Cİ YAHUDİLERİN İTTİFAKI


Aydınlanma ve sanayi devrimiyle birlikte Avrupa Kıtası adeta dünyanın merkezi haline geldi ve sömürge yarışıyla birlikte bloklar arası ilişkinin çok sert ve geçirgenliğe geçit vermeyen yapısı bölgesel alanla sınırlı kalması gereken bir çatışmayı da dünya minvaline taşıdı. Bu süreçte topraklarının 140 katı kadar sömürge sahasına ulaşan İngiltere farklı coğrafyalarda istihbari faaliyetlerini artırdı ve artan enerji ihtiyacı için Ortadoğu olarak adlandırdığı bölgede etkin olması gerekiyordu. Ulus bilincinin tetiklenmesiyle birlikte ulusal hareketler hız kazandı ancak Ortadoğu coğrafyasını dizayn etmek yalnızca ulus stratejileri vasıtasıyla gerçekleştirilemezdi. Bu sebeple her daim sorun  aynı zamanda koruyucu ve diplomatik gözlemciyi de var edecekti. Böyle bir ortamda siyonozmin siyasi ideolojiye dönüştürülmesi makuldür. Aslında Yahudiler her daim savaş, göç ve tehlikeler altındaydı ve daha milattan önce 586'da kurtarıcı beklemeye başlamıştır. Yahudilerin ana vatan özlemi tarih boyunca değişik seviyelerde devam etti fakat ulus döneminde artık ana yurt aranmasına kadar gelindi. Bu süreçte, Arjantin, Makedonya, Irak, Uganda gibi seçeneklerde tartışıldı fakat İngiltere'nin de yönlendirmesiyle bugünki sınırlar üzerinde duruldu. Siyasi siyonizm klasik ulusçuluk çağında klasik enerji ve paylaşım metodlarının ortaya çıkardığı yapay bir akımdır. Bu ifade Yahudilerin ulus bilinci ya da yurt edinme gayretlerini küçümsemek için değil fakat ideolojilerin kolayca yönlendirilebileceği ya da kurgulanabileceğini vurgulamak için belirtilmiştir. Günümüzde özellikle Türkiye gibi ülkelerde siyonizmin dünyayı yönettiği ve her kaotik olayı etkilediği teorileri sıkça gündemde tutulmaktadır. Oysa Yahudiler ve siyonizm küresel planlar için hiçbir şey ifade etmemektedir. Klasik sömürge ve enerji çağında nasıl ki siyonizm ortaya çıkartıldıysa yeni sömürge ve yeni enerji çağında da siyonizm ve siyonizmden beslenen İsrail'in yaşaması mümkün olmayacaktır. Çünkü bu ülkeyi korumak için diğer devletlerin ve Yahudi bankerlerin çabaları çok daha farklı kaygılara yönelmiş olacaktır.

Bugün İsrail'de seküler-dinci, sosyalist-muhafazkâr, tek devletli çözümden taraf olanların ve iki devletli çözümü isteyenlerin çatışmaları ülke geneline yayılmıştır. MOSSAD eski Başkanı Tamir Pardo'da bu durumu çok iyi bildiğinden dolayı ''İsrail'in yıkılması dıştan değil içten olacaktır'' açıklamasında bulunmuştur. İsrail siyasi yapısının istikrarsızlığı ve İsrail'in üçüncü kez erken genel seçime gidecek olması İsrail'de Netenyahu döneminin kapanacağını göstermektedir. Çünkü siyonizmin bittiği ve iç-dış çatışmanın yükseleceği İsrail'in yeni ittifaklar geliştirmesi şarttır ve bu olasılığa en yakın devlet Türkiye Cumhuriyeti'dir.

Netenyahu döneminde gerilen Türkiye-İsrail ilişkilerinin kısa süreçte düzelmesi mümkün olmadığından yeni dönemle uyumlu bir isim ve iktidarın İsrail'de yönetime geçmesi gerekmektedir.
Ancak bu yeni dönem için Türkiye'nin de bazı stratejiler geliştirmesi gerekmektedir. Tevrat'a göre Yahudilerin ilk başkentleri SHİLO'dur. Burada çadırdan tapınaklarını kuran Yahudiler ve peygamber Musa Tanrı ile yüz yüze görüşmüştür. Hulasa başkent o dönemin şartlarına göre neresi ise tapınakları da orada bulunmaktadır. İsrail'de Kudüs'e tepkili seküler, yeni Tevratçı kitle resmi Başkent Tel Aviv üzerine yoğunlaşırsa bu durum İsrail'in yıkılmasını değil tam tersine bölgedeki istihbarat çetelerinin argümanlarını boşa düşürecektir. Bunun için de Türkiye'nin Tel Aviv vurgusunu yapıp, Tel Aviv Yahudileri üzerine yoğunlaşması gerekmektedir. 

Dünya'da ülkelerdeki kentler arasındaki çekişmeler ve çatışmalar mevcuttur. Bu durumun ulus devletin pazarını koruma stratejisi ile ilgili bir yönü de bulunmaktadır.

Rusya'da; Moskova-Petersburg
Almanya'da; Bavyera-Berlin
Britanya'da; London City-Diğerleri
Türkiye'de; İstanbul-Ankara
Çin'de; Pekin-Şanghay
ABD'de; Washington-New York ve
İsrail'de ise; Tel Aviv-Kudüs.

Tel Aviv'ci İsrail ile Türkiye'nin zihinsel paktına yönetimleri seküler kulvarda değişecek olan Arabistan, Lübnan, Ürdün ile de entegre olacaktır.

Ürdün üzerine durulmayan bir ülkedir ancak bizim tanımımıza göre ''Eğreti Damattır'' 1948 Arap-İsrail savaşlarından sonra Doğu Kudüs, Ürdin'e devredildi ve bu ülke bu bölgeye neredeyse hiç yatırım yapmadı. Bu süreçte Amman'ın yıldızı parladı. 1967 yılında ise Doğu Kudüs yeniden İsrail'e devredildi.
İsrail denkleminde Ürdün'ün de bulunması siyasi tarihle örtüşmektedir.

Türkiye - Tel Aviv hattı bölgede yeni bir referansın diğer adı olacaktır.